|
|
|
Tarih : 12.05.2009 - 20:06:38 |
|
| Güney Kıbrız Rum Yönetimi, Türkiye ve KKTCnin Münhasır Ekonomik Alanlarını Gasbediyor Farkındamısınız?Denizsiz Kalabiliriz |
|
|
|
RUMLAR, TÜRKİYE VE KKTC’NİN MÜNHASIR EKONOMİK ALANLARINI GASBEDİYOR FARKINDAMIYIZ? “DENİZSİZ KALABİLİRİZ”
Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) bir kıyı devletinin karasuları eas çizgisinden başlayarak 200 mile kadar varan ve karasuları dışında kalan su tabakası ile deniz yatağı ve onun toprak altında bu kıyı devletine münhasır ekonomik haklar ve yetkiler tanıyan deniz alanıdır.
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin (BMDHS) 56.maddesine göre devletin münhasır ekonomik bölge üzerinde olan bir bölümü bu deniz alanında kimi yetkilerin uygulanmasını içeren bir takım egemen haklara sahip olduğunu bildirmektedir.
Kıyı devletleri münhasır ekonomik bölgede 2 ana ekonomik hakka sahiptir.
1- 200 mile kadar varan gerek deniz yatağında ve toprak altında gerekse su altında kıyı devletlerinin doğal kaynaklar üzerinde münhasır olarak sahip olduğu haklar
2- Bu deniz alanının işletilmesi ile ilgili haklar
Kıyı Devletlerrinin münhasır ekonomik bölgede doğal kaynaklar üzerinde egemen hakları 2 tür doğal kaynaklara yöneliktir;
1- Canlı doğal kaynaklar
2- Madenler ve cansız öteki doğal kaynaklar
Doğal kaynaklar üzerinde sahip olunan bu haklar kıyı devletlerine arama, işletme, koruma ve düzenleme yetkileri sağlamaktadır.
Kıyı devletlerinin ekonomik yetkileri yanında yönetsel ve yargısal yetkileri de vardır. BMDHS’nin 56/1 maddesine göre;
1- Her türlü tesis, araç-gerecin bu alana yerleştirilmesi ve kullanılması
2- Bilimsel araştırma
3- Çevre korunması ve düzenlenmesidir
Bu genel bilgilerden sonra Türkiye’nin durumuna baktığımızda Türkiye 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkedir ve MEB ilan etmek hakkı vardır. Bir kıyı devletinin MEB’e sahip olabilmesi için BMDHS’ne taraf olması gerekmemektedir. 1994 yılı sonunda 85 devletin 200 millik MEB ilan ettiği görülmektedir. Türkiye 5/12/1986 tarih ve 86/11264 sayılı bir bakanlar kurulu kararnamesi ile Karadenizde 200 millik MEB ilan etmiş bulunmaktadır. Buna karşılık Ege ve Akdenizde bugün için Türkiye’nin MEB’si bulunmamaktadır.
GKRY ise, 10/11/1982 tarihinde BM Deniz Hukuku Sözleşmesini imzaladıkatan sonra, Münhasır Ekonomik Bölge Yasasını 5/4/2004 tarihinde Resmi Gazetede yayınlayarak yürürlüğe koymuştur.
KKTC devleti ise, 63/2005 sayılı KKTC Deniz yetki alanları yasasını çıkararak BM Deniz Hkukuku sözleşmesine uygun bir şekilde 7(2).maddesinde aynen şu hükmü kabul etmiştir. “Bakanlar Kurulunun önerisi üzerine Meclisin alacağı karar ile esas hatlardan itibaren 200 deniz milini geçmeyecek ve sınırları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine karşılıklı veya yanyana kıyısı bulunan ülkelerle andlaşma ile belirlenecek şekilde münhasır ekonomik bölge ilan edilebilir. Sınırlandırma andlaşması, bölgenin tüm özellikleri dikkate alınarak, hakkaniyet ilkesi çerçevesinde uluslararası hukuka uygun şekilde yapılır.”
Bilindiği gibi Rumlar, MEB ilanından sonra 17/02/2003 tarihinde Mısır’la, 17/02/2007 tarihinde de Lübnan’la Doğu Akdenizdeki deniz alanlarının sınırlandırılmasına dair anlaşmalar yaptılar. Bilahare araştırma için ihaleler açarak başta Norveç şirketleri ile anlaşmalar yaptılar. GKRY bütün amacı, Doğu Akdeniz Bölgesinde egemenliğini kabul ettirmek ve oradaki 400 milyar dolar değerindeki petrol yataklarına sahip çıkmaktır.
Her zamanki gibi Rumların Uluslararası ve BM Deniz Hukuku Sözleşmelerini de ihlal eden bu durumuna ABD, Avrupa Birliği destek vermektedir. Türkiye buna karşılık, Doğu Akdenizde’ki Türk Savaş Gemilerinin görev alanını genişletmiş, Türk Deniz ve Hava Kuvvetleri Rumların Münhasır Ekonomik Bölge diye sahiplenmek istediği uluslararası sularda tatbikat yapmış ve bayrak yollamıştır. Türkiye Mısır, Lübnan ve Rumların ihalelerine katılan yabancı şirketleri de savaş gemilerinin engelleyeceği uyarısında bulunmuştur. Keza yine Rumların Münhasır Ekonomik bölge diye ilan ettikleri yerde bu yetkiyi, Rumların buradaki egemenliğini tanımadığı babında aynı bölgeye Türk Petrol Anonim Ortaklığı araştırma gemisi yollamış ve petrol ve doğal gaz ihalesi açmıştır. Yine Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC Arasında Kıbrıs’ın Kuzeyinde arama kurtarma faaliyetlerine yönelik işbirliğini geliştirmek koordinasyonu sağlamak için, 1996 Denizde Arama Kurtarma Anlaşması, 2002 Denizciliğin Geliştirilmesine yönelik işbirliği protokolü, Sahil Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşması bulunmaktadır.
BM Uluslararası Deniz Hukuku sözleşmesine baktığımızda ise 121. Maddesi Adaların Rejimini düzenlemektedir. 74.madde ise Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında Münhasır Ekonomik Bölgenin sınırlandırılmasına ilişkin hükümler mevcuttur. Bu madde öngörülen sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinin sınırlandırılması “hakkaniyete uygun” bir çözüme ulaşmak amacı ile ve uluslararsı hukuka uygun olarak “anlaşma ile” yapılacaktır denmektedir.Yine 300. maddede taraf devletlerin işbu yükümlülüklerini “iyi niyetle” ve hakları, yetkileri ve serbestileri hakkın kötüye kullanılmasını oluşturmayacak biçimde kullanmasını öngörmektedir. 301.maddede ise devletlerin haklarını kullanırken herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı veya BM Anlaşmalarında belirtilen uluslararası hukuk ilkeleri ile bağdaşmayacak diğer herhangi bir şekilde tehdide veya kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınacaklardır demektedir.
Ancak her zamanki gibi Rumlar bu yetkilerini iyi niyetle kullanmamakta hatta yetkilerini aşmaktadırlar.Rumlar öncelikle 74/1. maddeyi sonra da 300. ve 301. maddeyi ihlal etmektedirler. Doğu Akdeniz kendine özgü koşulları olan yarı-kapalı bir denizdir, GKRY MEB sınırlandırma anlaşmalarını bu denizdeki tüm kıyıdaş devletlerle işbirliği halinde imzalamak durumundadır ancak Rumların KKTC Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti devletleri ile böyle bir işbirliği ve anlaşması mevcut değildir. Keza GKRY’nin, ruhsat vereceğini ilan ettiği alanlar Doğu Akdenizde hem Türkiye hem KKTC’nin muhtemel kıta sahanlığı sınırlarındaki bölgeleri kapsamaktadır. Örneğin GKRY’nin ilan ettiği 13 ruhsat alanı içindeki 1,4,5,6,7 numaralı sahalar Türkiyenin BM nezninde 2 Mart 2004 tarihli Notası ile haklarını saklı tuttuğu Doğu Akdenizdeki muhtemel kıta sahanlığı alanları ile çelişmektedir.
Rumlar, kendi egemenlik hakları olduğunu iddia ederek Türkiye ve KKTC Yetkililerinin tüm uyarılarını dinlememektedirler. Önümüzde yeni bir süreç daha mevcuttur. 13 Mayıs 2009 tarihi Birleşmiş Milletler Komisyonuna deniz kıyısına sahip devletlerin kıta sahanlıkları, deniz yetki alanları ve denizde petrol arama hakları gibi konularda çok önemli olan münhasır ekonomik bölge sınırlarının belirlenmesi, bu konularda hak talebinde bulunmaları ve bu iddia, taleplerini kayıt altına aldırmaları, diğer ülkelerin de itirazlarının sunulması için son tarihtir. Nisan 2009 tarihi itibariyle BM’e 21 dosya sunulmuştur. İvedilikle Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC Hükümet yetkilileri özellikle Dış İşleri Bakanımız Sayın Hüseyin Özgürgün, resmi kaynaklarla Rumların GKRY olarak BM olan başvurularını araştırmalı bu başvurularına itirazlar sunulmalı, iddialarımızı ve haklarımızı kayt altına aldırmalıyız. Rumların Orams davasından sonra yetkilerini aşarak, kötüye kullanarak, uluslararası hukuk kurallarını ve BMDHS’deki hükümleri çiğneyerek Doğu Akdeniz’de egemenliklerini kabul ettirmelerini engellemeliyiz. Bu bizim yasal hakkımızdır. Yoksa denizsiz kalabiliriz!!!
Av.Özen Hürses
LLM, Avrupa Birliği ve Uluslararası Ticaret Hukuku Uzmanı
İletişim: ozenhurses@yahoo.com
Lefkoşa/K.K.T.C.