ÖNCE bir soru:
Genelkurmay Savcısı’nın suç görmeyerek “takipsizlik” kararı verdiği, Genelkurmay Başkanı’nın da “sahte, kâğıt parçası” dediği ‘belge’de imzası bulunan Alb. Çiçek’in tutuklanması neyi ifade ediyor?
İlk akla gelen, “askerin askeri koruduğu”dur. Bu yönde yayınlar da var zaten.
Ben, Alb. Dursun Çiçek ve son
darbe tartışmaları konusunda “askerin askeri koruduğu”nu sanmıyorum. Baştan beri savunduğum şudur: Belge Genelkurmay hiyerarşisi içinde hazırlanmadığına göre, “askeri suç” sayılmaması ve bu bakımdan askeri savcıların
takipsizlik kararı vermesi anlaşılabilir bir olaydır.
Ama aslı bulunmasa bile bu fotokopi “kuvvetli suç şüphesi” yaratan bir “karine”dir! Askeri Ceza Kanunu ile sınırlı olmaksızın, kapsamlı
soruşturma yetkisi sivil savcılarındır. Belgeyi “sahte” ilan etmekte acele edilmemeli, sivil savcıların kapsamlı soruşturmasının sonuçları beklenmeliydi. “Sahte mi, sahih mi?” ve “Belge Muamması” başlıklı yazılarımda bu görüşü savundum. (18 ve 26 Haziran, Milliyet)
Süreç böyle gelişti ve Alb. Çiçek tutuklandı. İtiraz üzerine serbest bırakıldı, nihai gerçek, soruşturma ve kovuşturmanın sonunda belli olacak.
Şimdi, gelelim ‘gece yarısı yasası’na ve
MGK toplantısına...
Nasıl bir yargı?AİHM’ye göre, “Orduya karşı hareketlerinden dolayı sivillerin askeri mahkemelerce yargılanması, bu mahkemelerin
objektif tarafsızlığı konusunda akla uygun şüpheler yaratabilir.” Bu bakımdan siviller sivil mahkemede yargılanmalıdır. (Case of Ergin, 4 May 2006)
Hükümete ve parlamentoya karşı işlenen suçlar gündeme geldiğinde de “askeri mahkemelerin objektif tarafsızlığı konusunda akla uygun şüpheler” oluşması kaçınılmazdır. Bizde de kamuoyunun en azından bir kesiminde “asker askeri korur” kanaatinin bulunması önemlidir. Eskilere gitmeden, “
Şemdinli Davası” henüz hafızalarımızda yaşamaktadır.
Bu noktada Sayın Rıza Türmen’den farklı düşünüyorum. Askeri mahkemeleri bağımsızlaştırmak bir yoldur ama yargı kültürü ve kamuoyundaki imajlar o kadar çabuk değişmez. Onun için, demokrasiyi ilgilendiren suçlar işlendiğinde soruşturmayı adli savcılar, yargılamayı adli mahkemeler yapmalıdır.
Bu gerekçelerle, “gece yarısı yasası”nın içeriğini, bazı rötuşlarla birlikte, doğru buluyorum; AİHM içtihatlarına da uygundur.
Ama normal parlamenter usullere özen gösterilmeden ‘gece yarısı’
Meclis’ten geçirildiği için büyük kavgalar çıktı!
Çözüm yolu?Ve kavgaların çözümü için ‘yol haritası’ MGK’da görüşmelerle oluşturuldu: Hem askeri yargıya ihtiyaç duyuran realiteleri, hem demokratikleşme ve AB standartlarına uyumu gözeten yeni bir düzenleme yapılacak.
Böylece hem hukuk devleti yönünde bir uzlaşmaya daha ulaşıldı, hem “kurumlar arası” çatışmanın siyasi krize dönüşmesi önlendi. Hatta belki de
Anayasa Mahkemesi’nin ‘illiberal’ bir kararla süreci tıkamasına da meydan verilmedi.
Cumhurbaşkanı Gül, ‘devlet adamı’ sınavını başarıyla vermiştir bu toplantıda.
Baykal “tatmin olmamış” ama MGK’da sağlanan uzlaşma isabetli olmuştur.
MGK’da yapılan görüşmeler, parlamenter süreçlerde yapılsaydı bu kavgalar yaşanmazdı ve mesela bugünlerde daha çok ekonomiyi konuşuyor olurduk.
Görüyor musunuz, “parlamenter usuller”in, komisyonların, istişarelerin, kurumlardan görüş almanın önemini?!
Bunu bilhassa ülkeyi yönetme sorumluluğunu taşıyan
AK Parti görmelidir.